Hep Ben mi Arıyorum? Tek Taraflı Çabanın Yorduğu İlişkiler: Elif ve Mert
İlişkide hep sizin aradığınız hissinin nereden geldiğini, kovalama ve geri çekilme döngüsünü ve işe yarayan basit bir iletişim ritüelini anlatıyoruz.
Videoda ne oluyor?
Cumartesi akşamı. Elif üç gündür mesaj atıyor, bir kez arıyor. Mert ise her seferinde “yoğundum” diyor. İlk versiyonda ikisi de yorgun ve kırgın. Elif “hep ben çabalıyorum” diyor, Mert “sürekli hesap soruyorsun” diye karşılık veriyor. Tartışma, kimin kimi kaç kez aradığından “ben senin için neyim?” sorusuna kayıyor. İkinci versiyonda aynı akşam başka cümlelerle yaşanıyor ve iki tarafın da kabul edebileceği bir düzene varıyor.
Bu yazıda iki versiyonu cümle cümle inceliyoruz. Amaç, “hep ben arıyorum” hissinin altında ne olduğunu görmeniz ve yarın deneyebileceğiniz somut bir yöntem edinmeniz.
“Hep ben” hissi nereden geliyor?
İlişkide hep aranan taraf olmak çoğu zaman tek bir şeyin işareti değildir. Bazen gerçekten dengesiz bir çaba vardır. Bazen de iki tarafın sevgiyi farklı yollarla göstermesi söz konusudur: Biri sık yazar, diğeri yan yana sessizce vakit geçirmeyi tercih eder. Sorun, bu farkın konuşulmadan kalmasıdır.
Çaba tek taraflı hissedildiğinde zihin hızla bir hikâye üretir: “İlgilenmiyor.” “Ben daha çok seviyorum.” “Aramayı bıraksam görürüm.” Bu cümleler acıtır ama çoğu zaman elimizdeki bilgiden uzun bir yorumdur. Eğilimlerinizi merak ediyorsanız ücretsiz bağlanma stili testini çözebilirsiniz.
Kovalayan ve geri çekilen: bir döngü, iki yorgunluk
Çift araştırmalarında buna “talep–geri çekilme” döngüsü denir. Sue Johnson'ın duygusal odaklı terapide (EFT) “protest polka” adını verdiği örüntü de benzerdir. Bir taraf yakınlık ister ve bunu ısrarla, bazen sitemle dile getirir. Diğer taraf bunalır ve geri çekilir. Geri çekilme, ilk tarafın endişesini artırır; o daha çok ister, diğeri daha çok kaçar.
Önemli nokta şu: Bu döngüde kimse kötü değildir. Kovalayan taraf bağ kaybetmekten, geri çekilen taraf yetersiz hissetmekten ya da bunalmaktan korkar. Bu iki model de tanı değil, örüntüyü adlandırmak için kullanılan araçlardır. Daha geniş bir çerçeve için kaygılı ve kaçıngan bağlanma döngüsü yazısına bakabilirsiniz.
Birinci versiyon: sayma nasıl büyüyor?
Elif: “Üç gündür ben yazıyorum. Sen bir kere yazmadın.”
Cümle bir bilgi gibi görünüyor ama bir hesap açıyor. “Üç gün” ve “bir kere” sayıları, Mert'e bir defter tutulduğunu söylüyor. Altta yatan duygu ise daha savunmasız: “Önemsenmediğimi hissediyorum.”
Mert: “Yoğundum işte. Sevmediğimden değil ki.”
Mert hakkını savunuyor. Yoğun olması doğru. Ama “değil ki” demek, Elif'in hissini küçültüyor. Elif ise aslında sevgiyi değil, görülmeyi soruyor.
Elif: “Hep ben çabalıyorum. Sen sadece bekliyorsun.”
“Hep” ve “sadece” kelimeleri tek bir durumu kalıba çeviriyor. Mert artık bir davranışla değil, bir karakterle suçlanıyor. Bu noktada çoğu insan savunmaya geçer.
Mert: “Sürekli hesap soruyorsun, bunaltıyor beni.”
Mert de aynı hatayı yapıyor: “sürekli” kelimesi. Ama bu cümlede önemli bir bilgi var: Mert baskı altında hissediyor ve geri çekilme ihtiyacı büyüyor. Elif bunu duymuyor, çünkü kendisi de duyulmadığını hissediyor.
Elif: “Tamam. Bir daha aramam. Bakalım kim arayacak.”
Elif geri çekiliyor ve bunu bir sınava çeviriyor. Bu cezalandırıcı sessizlik kısa vadede korur, uzun vadede iki tarafı da yalnızlaştırır. Kesitte görünen şey de bu: Arama sayısı değil, görülmek tartışılıyordu.
İkinci versiyon: ne değişiyor?
Elif: “Hep ben arayınca kendimi yük gibi hissediyorum.”
Elif sayı vermiyor, suçlama yapmıyor. Hissini söylüyor. “Yük” kelimesi, ihtiyacın bir şikâyet değil bir bilgi olduğunu gösteriyor.
Mert: “Fark etmemiştim. Sessizliğim sana öyle gelmiş. Üzgünüm.”
Mert hem kendi payını kabul ediyor hem de sessizliğinin Elif'te nasıl bir etki yarattığını duyuyor. “Ama” demeden özür dilemek gerilimi düşüren en güçlü hamle.
Elif: “Her gün aramana gerek yok. Haftada iki kez sen ara.”
Elif bir esneklik tanıyor ve somut bir istekte bulunuyor. Her gün aramak gibi bir baskı yok; Mert'in rahat edeceği bir sıklık öneriliyor.
Mert: “Olur. Salı ve cumayı ben ararım.”
Net bir anlaşma doğuyor. Belirsizlik ilişkiyi en çok yorduğu yerde kapanıyor.
Elif: “Salıyı unutursan ben hatırlatırım.”
Mert: “Alarm kurdum bile.”
Burada iş birliği ve hafif bir şaka var. Anlaşmanın bir kontrol değil ortak bir proje olduğunu gösteriyor.
“Eşit çaba” yanılgısı
Çoğumuz eşit çabayı “her gün aynı sayıda arama” diye düşünürüz. Oysa ilişki bir muhasebe değildir. Bir hafta biri daha çok, diğer hafta öteki daha çok çaba gösterebilir. Önemli olan, zaman içinde iki tarafın da ilişkiye emek verdiğini ve görüldüğünü hissetmesidir.
Sayma ihtiyacı çoğu zaman bir güvence arayışının işaretidir. Sayıları konuşmak yerine altındaki ihtiyacı konuşmak daha yararlıdır: “Bana ilgi gösterildiğini nasıl anlarım?” sorusu, “sen kaç kere aradın?” sorusundan çok daha az savunma doğurur.
İletişim ritüeli: 5 madde
- İhtiyacı söyleyin. “Hep sen” yerine “ben şunu hissediyorum” diye başlayın.
- Sıklığı birlikte belirleyin. Her gün aramak zorunda olmak, çoğu zaman bunaltıcıdır. Haftada iki ya da üç belirli gün, iki taraf için de öngörülebilir olur.
- Sorumluluğu paylaşın. Hangi gün kimin aradığını yazın; ikiniz de alarm ya da hatırlatma kurabilirsiniz.
- Aksayınca sınav yapmayın. Bir gün unutulursa “bakalım ne zaman anımsayacak” yerine “bugün sesini duymak istiyordum” deyin.
- Bir ay sonra birlikte bakın. Düzen sizi rahatlatıyor mu? Sıklığı ya da günleri değiştirmek, anlaşmanın bir parçasıdır.
Arayan taraf için, geri çekilen taraf için
Hep arayansanız: Çabanızın görülmesini istemek haklı bir ihtiyaç. Ama bunu sayarak ya da sınayarak değil, açıkça söylemek, karşı tarafın duymasını kolaylaştırır. Geri çekilmenin cezalandırma olarak algılandığı yerde yakınlık azalır.
Geri çekiliyorsanız: Sessizliğiniz sizin için bir dinlenme olabilir ama karşınızdaki için bir mesaj taşır. “Bir saat sonra yazarım” gibi küçük bir işaret, ilişkinin güvenliğini korur. Bunalmanız da geçerli: Bunu “sürekli hesap soruyorsun” yerine “biraz alana ihtiyacım var, akşam konuşalım” diye söylemek hem sizi hem karşınızdakini korur.
Cümleleri birlikte değiştirelim
- “Üç gündür ben yazıyorum.” yerine “Son günlerde ilgi görmediğimi hissettim.”
- “Hep ben çabalıyorum.” yerine “Bu ilişkide dengeli olduğumuzu hissetmek istiyorum.”
- “Sürekli hesap soruyorsun.” yerine “Bunaldım, biraz alan lazım, sonra konuşalım.”
- “Bakalım kim arayacak.” yerine “Seni duymak istiyorum, bu akşam sen arar mısın?”
Daha fazlası için
Çabanın tek taraflı kaldığı durumların altında bazen daha derin bir duygusal uzaklaşma yatar. Bunu duygusal ihmal ve sessiz kopuş yazısında ele aldık. Kendinizden vazgeçmeden nasıl fedakârlık edileceğini fedakârlık mı, kendinden vazgeçmek mi yazısında anlattık. Serinin önceki bölümlerinin analizleri için mesajı görüp cevap vermemek ve haklı çıkmak mı, anlaşılmak mı yazılarına bakabilirsiniz. Tartışmalarda hangi tepkiyi verdiğinizi merak ediyorsanız tartışma tarzı testi de yardımcı olur.
Ritüele rağmen değişmiyorsa
Somut bir anlaşma yapıldı ve haftalarca uygulanmıyorsa ya da her konuşma aynı tartışmaya dönüyorsa, bu konuşmanın dışarıdan bir bakışla yapılması iyi olabilir. Ritüelin işlememesi her zaman isteksizlik anlamına gelmez; bazen iki tarafın ihtiyaçları gerçekten farklı olabilir. Bu durumda birlikte neyin mümkün olduğunu görmek, tek başına tahmin yürütmekten daha verimlidir.
Ne zaman destek almalı?
Aynı tartışma aylardır tekrar ediyorsa, biriniz kendini sürekli ilişkinin yükünü taşıyan kişi olarak görüyorsa ya da arama ve mesajlar kontrol ve takip aracına dönüştüyse dışarıdan bir bakış fayda sağlayabilir. Evlilik ve ilişki danışmanlığı bir tedavi değildir; amacı ikinizin birbirine nasıl yaklaştığını görmek ve somut adımlar bulmaktır. Süreci Süreç ve Ön Görüşme sayfasında anlattım.
Fiziksel şiddet, tehdit, ısrarlı takip ya da kendinize zarar verme düşüncesi varsa danışmanlık beklemeyin: 112'yi arayın, şiddet mağdurları ALO 183 Sosyal Destek Hattı'na başvurabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
İlişkide hep ben arıyorum, bu sevilmediğim anlamına mı gelir?
Zorunlu olarak hayır. Bazı insanlar sevgiyi aramak ve yazmakla, bazıları yanında olmakla gösterir. Yine de “hep ben” hissi gerçektir ve konuşulmayı hak eder. Suçlamadan, ihtiyaç diliyle söyleyin: “Hep ben arayınca kendimi yük gibi hissediyorum. Bazı günler sen ara, lütfen.”
Karşı taraf aramazsa ben de aramayayım mı?
Kısa bir süre geri çekilmek sizi rahatlatabilir ama “bakalım kim arayacak” sınavı çoğu zaman işe yaramaz. Karşı taraf sınav olduğunu bilmeden çaba göstermez, siz de sessizlikten kendi hikâyenizi yazarsınız. Önce ihtiyacınızı söyleyin, sonra somut bir anlaşma yapın.
Çabayı eşit bölüşmek nasıl mümkün olur?
Her gün birebir eşit olmak gerekmez. Önemli olan zaman içinde iki tarafın da emek verdiğini hissetmesidir. Haftanın belirli günlerini ya da kimin hangi konuda öncülük edeceğini birlikte belirlemek, sayma ihtiyacını azaltır.

Sümeyye Yılmaz
İlişkinizdeki tıkanıklıkları aşmak için doğrudan WhatsApp üzerinden iletişime geçebilirsiniz.